kadınca

Monday, May 07, 2007

BİR AVUÇ - BİR YANAK

Bir avuç
Bir yanağın yanında
Yanak, yaslanmış avuca.

Gece boyunca,
Ömür boyunca

Bu avuç bu yanaktan
Hiç kopmasın,
Nice on sene
Sevgiyle okşasın.

07.05.2007

Friday, March 23, 2007

İSTANBUL

Hem muhteşem, hem de boktan bir şehir şu İstanbul.

Yolda yürümeyi bilmeyen magandalarıyla,
Taze çiçek satan çingeneleriyle,
Lağım akan sokaklarıyla,
Deniz kokan iskeleleriyle,
Hem karışık, hem heyecanlı.

Her an farklı bir ses duyabilirsin bu şehirde
Bangır bangır çalan arabesk bir müzik
Ya da güvertede martı sesleri.

Yemekleri, hele de yemekleri.
Zehirlenmekten korkarak yersin kokoreci
Balığının tadına doyamazsın
Paran yoksa, çaya simit banarsın.

Ama İstanbul,
İlla da İstanbul.

Hem muhteşem, hem de boktan bir şehir şu İstanbul.
KARİDES GÜVEÇ

Ne de güzeldir o minik karidesler,
Güveçte pişmiş.
Üstünde kaşar peynir, erimiş.
İçinde biber, domates, mantar belki de
Çatalı daldırınca buharı çıkar,
Çektikçe uzar erimiş kaşar.
Off, suyuna da ekmek banılır
Köşe ekmeğidir o.

Karides güveç yemenin
Tek bir kötü tarafı vardır
Küçüktür, hemen biter…

Tuesday, October 31, 2006

Doğum sancısı çekerken orta şekerli kahve nasıl yapılır?"

İkiz çocuk sahibi olunca birçok soruya cevap vermek zorunda kalıyorsunuz. Örneğin, hamilelik sırasında toplam kaç kilo aldığım çok merak edilen bir konu. İki çocuk için toplam 16 kilo aldım desem, şaşırır mısınız? Bazen tek çocuğa hamile olduğu halde 30 kilo alanları duyuyorum da. Üstelik Tuna 3 kilo 50 gr., Ekin ise 2 kilo 750 gr. doğdu. Bu kadar az kilo alıp, bu kadar normal kilosunda bebek doğurmam, en başta kendim olmak üzere hayrete düşürmüştü çevremdekileri.

Doğum gecesini hiç unutamam. Gece saat 3 sularında sancılar başladı. Sezaryen doğuma karar verdiğimiz halde doktorum, çocuklar karnımda iyice gelişsin diye son güne kadar bekletti beni. Son haftalarda sabrım tükenmişti. Doktorumu her gün arıyordum “Hadi, ne olur alın bebekleri, karnım çok acıyor” diyordum, karnım gerilmekten davul gibi olmuştu.

Neyse ağrılar başlayınca sevindim, tabi bir o kadar da heyecanlandım. Hemen doktoru aradım, doktor “1-2 saat oyalan, acele etme, saat 6’da hastanede buluşalım” demez mi? Ayyy nasıl geçecek 3 saat? Annem bizim evde, eşim de yanımda. Hadi dedik, babamı da arayalım, hem vakit geçer o gelene kadar hem de birlikte gideriz hastaneye. Babam gecenin 3’ünde atladı arabasına, yaklaşık yarım saat sürdü gelmesi. O gelene kadar benim sancılarım arttı, sanıyorum ki orada doğuracağım ikizleri.

Hazırlandık babam gelene kadar, kapıda bekliyoruz, babam gelince hastaneye doğru yola çıkacağız, öyle planladık. O sırada heyecandan annem, Erkal, ben, sürekli tuvalete taşınıyoruz, halimiz çok komik.

Neyse babam geldi, içeri girdi. Benim elim belimde dolanıyorum ortalıkta. Babam beni görünce, heyecandan mıdır nedir, “Kızım bana bir kahve yapsana, orta şekerli olsun”. O anda bende şafak attı. “Ne kahvesi baba, ben doğuruyorum burada” derken buldum kendimi.

Saat 6’da doktorla buluştuk hastanede. Saat 8’de doğuma aldılar beni. Tuna 8:45, Ekin 8:46’da dünyaya kocaman bir “MERHABA” dediler. Hayatımın en mutlu günü oldu, 26 Mart 2001.

O gün yapamadım, ama bugünlerde sık sık yapıyorum babama orta şekerli kahvesini. Eeeee dede olmak kolay değil tabi. Biraz bekledik, ama Ekin ve Tuna ile dünyamız bambaşka şimdi. Hem şekerli hem de köpüklü.